Mehmet Bey, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Kastamonu Cideliyim, evli ve 4 çocuk babasıyım.
Bize firmanızın ticaret hayatına girişinden ve kuruluş amacından bahseder misiniz?
Firmamız 1998 yılında ticaret hayatına başladı. Kuruluş amacımız tamamen hayat mücadelesiyle ilgiliydi. Başarı, hırs ve azim odaklıydı. Bir şeyler başarmak istedim. Topluma, insanlara faydalı olmak istedim. Üretmenin hazzı başka bir şeydi. Başarmaktan başka da çarem yoktu.

Herkesin hayatında bazı dönüm noktaları vardır. Peki sizi mobilya sektörüne iten dönüm noktası ne oldu?
Aslında ben muhasebeciydim. Mobilya sektörüne ilk girişim orada oldu. Mobilya işi yapan bir şirketin muhasebe sorumlusu olarak girdim. Bir zaman sonra yönetici oldum. Yönetici olarak iki yıl kadar çalıştım, sonrasında ticaret hayatına atıldım.
Mobilyacılığın hangi kolunda faaliyet gösteriyorsunuz? Üretim tesisleriniz ve ürün yelpazeniz hakkında bilgi alabilir miyiz?
Art deko tasarımlar yapıyoruz. Ev mobilyaları yapıyoruz. Otel vs. gibi projeler de yapıyoruz. Bunların yanında hareketli mobilyaların tümünü yapıyoruz. Ama branş olarak klasik, avangart ve Art deko ürünler yapıyoruz. Genel olarak yemek masası, konsol, ayna, orta sehpa, yan sehpa, koltuk, berjer gibi oturma odasının ihtiyacı olan ürünler yapıyoruz.
Üretimde dikkat ettiğiniz kriterler nelerdir?
Üretimde dikkat ettiğimiz en önemli şey kalite. Hatta firmamızın her bölümünde şöyle bir pano vardır. Önce ahlak sonra kalite, sonra talebe cevap. Yıllardır bu motto ile çalışıyoruz.
Sektördeki başarınızı neye borçlusunuz?
Sektördeki başarımız tamamen samimiyet ve söze odaklı. Samimiyet herkes için çok önemli bir kavram, söz ise ticarette olmazsa olmaz. Bu ikisi birleştiği zaman başarılı olmamak için hiçbir sebep yok.

Görgülü Mobilya olarak ve aynı zamanda Viale markasıyla sektörün önde gelen firmaları arasındasınız. Hedefleriniz nelerdir?
Gerçekçi olalım diye hiçbir zaman çok büyük hedefler koymadık. Büyük hedefler ulaşamadığınız zaman hayal kırıklığı yaratır. Kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerimiz her zaman bir kenarda olmuştur. Tabi bunlar gerçekçi ve ulaşılabilir hedeflerdir. Viale Mobilya ve Görgülü Koltuk olarak iki markamız var. Görgülü Koltuk olarak Türkiye’nin önde gelen markasına hizmet veriyoruz, ağırlıklı olarak oraya çalışıyoruz. Viale markasında %80 ihracat, %20 iç piyasaya iş yapıyoruz. Dünyanın en iyi mobilyalarını, en kaliteli ürünlerini üretmek gibi bir hedefimiz var. Adım adım bu hedefe yaklaşıyoruz. Müşterimize “Bu ürün çok güzel” dedirtebiliyorsak bizim için başarı budur. Çizgimizi her geçen gün daha iyi bir konuma taşımak istiyorum. Bu konuda da ciddi bir noktaya geldiğimize inanıyorum.
Marka değeri olan bir firma olmak istiyoruz. Yaptığımız işin en iyisi olmak, en iyisini yapmak istiyoruz. Bunu da kaliteyle, daha iyi mimari tasarımlarla, daha iyi makine yatırımları ile yapmamız gerektiğini iyi biliyoruz. Bunun için elimizden gelen mücadeleyi veriyoruz.
Sizce, ülkemizde mobilyacılık alanında faaliyet gösteren firmaların yaşadığı problemler nelerdir?
Mobilyacılık alanında ülkemizin çok ciddi problemleri var. İnegöl’deki meslektaşlarımızın farklı, Kastamonu’daki meslektaşlarımızın farklı, diğer illerdeki meslektaşlarımızın sorunlarının çok farklı olduğunu belirtmek lazım. En büyük sıkıntımız nitelikli eleman konusu. İkinci olarak finansmana erişim sorunu diyebiliriz. Maliyetler çok arttı. Örnek verecek olursam; önceden 500 metreküplük bir ağacı rahatlıkla alıp stok yapabilirdik. Şimdi bu ağacın değeri 4 milyon lira civarında. Bunların yanında bir de metrekare sorunu var. Merdiven altı yerlerde ya da çok katlı yerlerde bu işi yapmaya çalışıyorlar. Örnek veriyorum 200 metre kareden beş katlı bir yerde üretim yapılıyor. Bu da en az %30 iş kaybı demek. Düz ayak yerde çalışan rakibine göre %30 daha yüksek bir maliyeti oluyor. Atıklarımızı çöpe attırmak bile ayrı bir sorun. Bunun gibi birçok sorunu daha var. Ama genel olarak ilk saydığım üç madde daha önemli.
Mobilyacılık sektöründe gördüğünüz eksiklikler ve öz eleştirilerinizi dile getirebilir misiniz?
Mobilyacılık sektöründe inovasyon ve vizyon sorunu var. Dünyaya bakış açısı sorunumuz var, yabancı dil sorunumuz var. Aslında bu meslek çok güzel bir meslek, çok keyifli bir meslek. Belli bir yere kadar çalışıp gelmişiz, daha ileriye getirmek için inovasyon, vizyon ve yabancı dil dediğimiz konular devreye girmeli. Sektörümüzde eğitim sorunumuz da var. İnsanlar sektörümüzü tercih etmiyor. Aslında ülkemizde zanaat kavramı da bitti. Önceden anneler ve babalar, çocukları 12-13 yaşına geldiğinde, zanaat öğrenmeye ne zaman ve nasıl başlatacağını düşünürdü. Şimdiki aileler, çocuklarını, aman bir şey olmasın, aman ezilmesin diyerek hiçbir zaman zanaat öğretmeden büyütüyorlar. Zaten belli bir yaşa geldikten sonra öğrenmek hiç kolay değil. Bu şekilde olduğu zaman sektöre nitelikli eleman da yetiştiremiyoruz. Bizim işimizin de makinalaşması bir yere kadar, ne yaparsan bu işin robotlaştıramazsın. Her halükarda insan gücüne ihtiyaç duyan bir sektör.
Ülkemizde üretilen kaliteli mobilyaların birçoğu yurt dışına ihrac edildiği biliniyor. Sadece yurt dışı çalışan birçok üretici firma var. Peki, ülkemizde mağazalarda satılan mobilyaları kalite olarak yorumlayabilir misiniz?
Ülkemiz mobilya anlamında son yıllarda çok çok yol kat etti. Çok kaliteli ürünler yapılıyor. Merdiven altı firmalardan ve belli bir fiyat odaklı firmalardan bu kaliteyi beklemek doğru değil. Ben bu fiyata mâl edeceğim dediği anda; sünger kalitesi, ağaç kalitesi ve işçilik kalitesi çok düşüyor. Ama genel olarak kurumsal firmalarımızın çok kaliteli ürünler ürettiğini biliyorum. Çok rekabetçi bir ortam var, bu ortamda bu kaliteyi yakalamakta çok kolay bir iş değil. Bir yandan hızlı üretim yapılması gerekiyor, ürünün uygun alınması gerekiyor… Fiyat odaklı da bir şey. Kalite eşittir pahalılık demek istemiyorum ama ucuza da olmuyor maalesef.
Markalaşmış mobilya firmaları, isimlerini kullanarak ürünleri ederinden daha fazla fiyata satabiliyorlar. Günümüzde birçok kişi bunun farkında ancak yine de bu markalar çok iyi satış performansı gösterebiliyor. Bu konu hakkında küçük ve orta boyutlu mobilya üreticilerine ne tür tavsiyeleriniz var?
Markalaşmış firmaların ürünlerini çok pahalı sattığını düşünmemek lazım. Kesinlikle buna katılmıyorum. Kurumsallığın getirdiği bir maliyet var, kalitenin getirdiği maliyet var. Kurumsallaşmış firmaların belli bir standartın altında ürün kullanma şansları yok. Benim 20 bin liraya ürettiğim ürünü, merdiven altı firmalar 10 bin liraya mâl ediyor. O, 13 bin liraya satıyor, ben 23 bin liraya satıyorum. O da 3 bin lira kazanıyor, ben de 3 bin lira kazanıyorum.
Küçük ve orta boylu firmalara tavsiyem; vizyoner olmaları. Bu vizyonu ve hedefleri koyarken de bunun inovasyonunu iyi kazanmaları lazım. Belli prensiplerinden taviz vermemeleri lazım. Kendi alanlarında çok branş değiştiriyorlar. A kalite ürün yaparken bir anda B kalite ürüne geçiş yapabiliyorlar. Halbuki A kalitesinde ısrar etseler, başarılı olacaklar. En önemli eksiklerinden biri de maliyet muhasebesini bilmemeleri. Bu muhasebeyi yapabiliyor olmaları lazım.

Son dönemlerde, özellikle yurt dışında internetten mobilya alış verişi revaçta. Ülkemizde de bu alanda faaliyet gösteren firmalar bulunuyor. İnternet üzerinden mobilya satışı konusunda siz ne düşünüyorsunuz?
Pandemi döneminde insanlar, internet üzerinden alışveriş yapmayı alışkanlık edindiler. Mobilyaların da internet üzerinden satışının artmasının ana sebeplerinden biri bu. İnternet üzerinden satışını yapacağınız mobilyanın niteliği çok önemli. Demonte ürünler yapan mobilyacı, internet üzerinden çok rahat satış yapabilir. Modern mobilyacı da yapabilir. Modern mobilyaların ölçüleri genel olarak standarttır. Bizim gibi klasik ve kişiye özel butik ürün yapanlar için internet satışı daha zor. Müşteri her halükarda gelmek, görmek ve dokunmak istiyor. Modern mobilyacı, modüler mobilyacı internet üzerinden satışı kesinlikle kullanmalı. Bunun en az maliyetle satış şekli olduğunu düşünüyorum.
Satışlarınızda nasıl bir mesafe kat ettiniz? Hedefleriniz nelerdir?
Hedeflediğimiz ciroları geçen yıl yakaladık. Bu yılda bunun %20 civarında üzerine çıkmayı planlıyoruz. Zaten her şeye zam geldiği için ciro anlamında yükseliyorsunuz. Biz adet olarak hedefimizi korumaya çalışıyoruz. Bir tık üzerine çıkacağız.
Rekabet pazarı noktasında ürün ve fiyatta farklılaşma stratejinizi nasıl belirliyorsunuz?
Pazarda çok ciddi bir rekabet var. Müşteriler de her şeyin ederini değerini biliyor. Rekabetteki yerimizi yine en çok kalite belirliyor. 10 liralık bir ürünü kimse 30 liraya satamaz. 25 lira mal ettiği ürünü de 20 liraya satamaz. Burada fiyat ve kalite birbirine paralel yürüyor. Bunların yanında bir de marka değeri var. İnsanlar A firmasından B firmasına tercih yapmak zorunda kalırsa aynı fiyatta olsa bile güvendiği, bildiği, bir marka değeri olan firmadan alışveriş yapıyor. Aslında bizim de Viale Mobilya’da yakalamak istediğimiz bu; bir marka değeri oluşturmak. Bunda da belli bir noktaya geldik ama istediğimiz noktada değiliz.
Tüketici beklentileri sürekli değişiklik gösteriyor. Bu değişim sektörü nasıl etkiliyor? Bu süreçte kendinizi nerede görüyorsunuz?
Tüketicinin alım gücü, bakış açıları gibi faktörler beklentileri değiştiriyor. Özellikle gençler bu beklentileri çok değiştirdi. Yeni nesil çok daha farklı bakabiliyor. Bir evin içinde aynı çizgileri görmek istemiyor. Tasarım görmek istiyor, aynı ayağı her üründe görmek istemiyor… Tabi bu da bizi etkiliyor. Bir model yapıyorsunuz, 6 ay sonra yeni bir model çıkarma ihtiyacı duyuyorsunuz. Sürekli ar-ge yapmak, model yenilemek zorundasınız. Diğer ülkelerde bu böyle olmuyor. Mesela İtalya hala 10 yıl önceki modelini, yeni kumaş koleksiyonu, yeni cila koleksiyonu diyerek tekrar güncelleyip piyasaya sürebiliyor.
Markalarınızın özellikleri hakkında bilgi verir misiniz?
Klasik bir mobilyacı olmamızdan dolayı çok farklı özellikler sayamayız. Ürünlerimizin arkasında duran bir markayız. En önemli özelliğimiz budur. Gerek yurt dışında gerekse yurt içinde yaptığımız bir hatanın telafisini en hızlı şekilde yapmaya çalışıyoruz, yapıyoruz.
Sektörünüzde işveren ve işçi dengesi nasıl sağlanıyor?
Bizde işveren olayından ziyade mesai arkadaşı kavramı vardır. Mesai saatlerinde mesai arkadaşlarımız ile ciddi, disiplinli bir ilişkimiz olur. Mesai saatleri dışında ise abi kardeş olabiliyoruz. Yıllardır bu şekilde çalışıyoruz. Onların sorunlarını biliyoruz, sorunlarına elimizden geldiğince değinmeye çalışıyoruz. Onlar bizi çok iyi tanıyor, biz onları çok iyi tanıyoruz. Biz patron işçi değil de mesai arkadaşıyız. Bizim bakış açımız bu. Bu minvalde de gayet güzel sürdürüyoruz.
Gelecek için hayalleriniz, projeleriniz nelerdir?
Gerçekleşmeyecek hayaller kurmak prensibim değildir. Özellikle Viale markamızı bir seviyeye götürmek istiyoruz. İlerleyen zamanlarda bununla ilgili biraz daha açılım yapacağız. Bu açılım mağazalaşma anlamında mı olur, proje firması şeklinde mi olur, tam olarak karar vermedik. Bazı fikirlerimiz, a b c şıklarımız var ama bunu biraz daha zamana bırakmak lazım. Açıklamak için erken olduğunu düşünüyorum.
Yurt dışı faaliyetleriniz nelerdir? Mobilya sektörünün, Türkiye ve global anlamda farklılıkları nelerdir? Ekonomik durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yaklaşık 12 ülkeye ihracatımız var. Dünyada da rakiplerimizi takip ediyoruz. Çin’i takip ediyoruz, İtalya’yı takip ediyoruz. Türk mobilyası dünyada, özellikle dövizin de artmasından dolayı uygun. Uygun olmasından dolayı da ciddi bir talep var. Bunun yanında Türkiye gerçekten bu mobilyayı üretiyor. Biz bundan 15 yıl önce adamların yaptığı işlere hayranlıkla bakıyorduk. Şu an bunu demiyoruz. Biz de çok rahat bir şekilde yapıyoruz. İtalya’daki herhangi bir A firmasının kalitesini yakaladık dersek yalan olur. Aslında aynı kalitede de yaparız ama bu biraz maddiyat ile ilgili. Rakibimizin 30 bin Euro’ya sattığı bir ürünü biz 3 bin Euro’ya satıyorsak, aynı ürünü yapıyoruz demek gerçekçi olmaz. Maddiyat ile ilgili kısmı çıkarırsak, bizde aynı ürünü yapabiliyoruz diyebilirim.
Bugün ekonomi kötü diye konuşanların çoğu çok güzel işler yaptı. Çok ilginç bir zaman yaşıyoruz. İşi iyi olan da, kötü olan da, çok ciddi para kazananlar da ekonominin kötü olmasından dert yanıyor. Ülkemizin olağanüstü durumlardan geçtiği doğru ama durum çok çok kötü değil. Süreç bir şekilde ilerliyor. Bu durumu hep birlikte atlatacağız. Cenâb-ı Allah bu ülkenin birliğini, beraberliğini bozmasın. Ülkemiz yaklaşık 10-20 yılda bir bu durumlardan geçiyor. Alım gücümüzün ciddi anlamda düştüğü durumlardan birini şu anda yaşıyoruz. Finansman bulmak zor, nitelikli işçi bulmak zor. Bir yandan işsizlikten dert yanılıyor, bir yandan da eleman bulamıyoruz. Çok çelişkili şeyler de var. Bu durum sadece bizim sektörümüzle ilgili bir şey de değil.
Genç kuşağın sektöre bakış açısı ile sizin bakış açınız arasındaki fark nedir? Sektörün genç girişimcilerine altın öğüt verecek olsanız bu ne olurdu?
Gençler bizi çok tercih etmiyorlar. Bizim işimiz çok farklı bir iş. Çok sevgi isteyen, aşk isteyen bir iş. Sürekli ilk günkü aşkla çalışman gereken bir iş. Bu kolay bir şey değil. Bu sektör genç arkadaşlarımızın çok fazla yönelmediği bir sektör. Şunları söyleyebilirim; bizim sektörümüz çok güzel bir sektör, çok keyifli bir sektör. Üretimin, imalatçılığın hazzı çok farklı bir şey. İstihdama, topluma faydalı olabilmek çok farklı.
Aslında bizden sonraki nesil bizim gibi şanslı değil. Önceden bu işten biraz anlıyorsan bu işe girebiliyordun. Ya da hiç anlamasan, paran olsa yine girebiliyordun. Şimdi hem çok ciddi paran olmak zorunda hem işten çok iyi anlamak zorundasın. Dolayısıyla gençlerde de bunu yakalamak zor. Zor olduğu içinde sektörümüz tercih sebebi olmuyor. Ben gençlerimize yaptıkları her işi aşkla, sevgiyle yapmalarını öneriyorum. Sevmediğin bir işte başarılı olamazsın. Bir de pes etmesinler. Jack Ma’nın çok güzel bir sözü var, hiç unutamam. Benim de dönüm noktalarımdan birinde bana yardımcı olmuş bir söz. “Bugün zor, yarın daha zor olacak, ama öbür gün güneşin doğuşunu göreceksin.” diyor. Bu sözü kendime düstur edindim. Gençlere tavsiyem de bu, pes etmesinler.
Sizleri diğer firmalardan ayıran özellikleriniz nelerdir? Sizi neden tercih etmeliler?
Şudur diye net söyleyebileceğim bir özellik yok. Sonuçta mobilya üretiyoruz. Bizim özelliklerimiz her düzgün zanaatkârda, üreticide olması gereken özellikler. Doğruyu söyleriz, bildiğimizi söyleriz. Bu da her firmada olan bir özellik. Bizi diğer firmalardan ayıran bir özellik olmadığını düşünüyorum. Kalite anlamında tercih edilmesi gereken bir firmayız. Kalite anlamında kendimize güveniyoruz.
Sivil toplum kuruluşlarında yer alıyor musunuz?
Mesleğim ile ilgili sivil toplum kuruluşlarında yer alıyorum. Bazı sivil toplum kuruluşlarında görevlerim var. Her ne kadar son yıllarda çekilmeye çalışsamda işim gereği olan kısımlarda yer alıyorum. Topluma faydanızın dokunması çok güzel bir şey. Bunun da ölçüsünün ve ayarının olması gerektiğini gördüm. Belli bir ayarda faydaları şeyler yapmaya çalışıyorum.
İstanbul sizin için ne ifade ediyor?
Özgürlük diyebilirim. Taşı toprağı altın bir şehir. Özgür bir şehir. 24 saat yaşayan bir şehir İstanbul.
Kastamonu sizin için ne ifade ediyor?
Kastamonu benim için çok şey ifade ediyor. Her yıl birkaç defa ziyaret ederim, gezerim. Orada psikolojimin bile düzeldiğini hissederim. Atamızın toprağı, sıla-i rahim. Bunların kıymetini de bildiğimi düşünüyorum. Çocukluğumuzun orada geçmesi de çok önemli. Bugün çocuklarıma bakıyorum; Kastamonu’nun onlar için hiçbir şey ifade etmediğini yüzlerinden görüyorum. İnşallah çocuklarıma bu duyguları aktarabilirim.
Kastamonu Tanıtım Ajansı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çok yakinen takip ediyorum. Adem bey gerçekten muhteşem işlere imza atıyor. Devletimizin yapması gereken kültür elçiliğini yapıyor. Kastamonu’nun tarihini, doğasını, insanlarını ve birçok şeyini gündemde tutması, tanıtması çok güzel. Farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor, benim en çok hoşuma giden de bu. Kastamonu’yu tanıtan çok yazar, çizer vs gördük. Adem beyin bakış açısı tamamen kültürel olduğu için bizi çok daha ayrı etkiliyor. Adem Bey’in sayfaları sayesinde ben hiç görmediğim yerleri görüyorum. Bu beni çok mutlu ediyor. Başarılar diliyorum, Allah yolunuzu açık etsin.
Çok teşekkürler. Biz de Rehber 37 olarak, sorularımıza içtenlikle cevap verdiğiniz için sizlere teşekkür ediyor başarılar diliyoruz.